15.08.2017

Birbirini kovalayan düşünceler...



Daniel Pennac'ın "Bedenin Güncesini" dün bitirdim, kafamın içinde bir sürü düşünce fıldır fıldır dönüyor. Okumadıysanız kesinlikle okumalısınız ben çok etkilendim. İnsan zaman geçtikçe nasıl değişiyor ben bir günce tutmadım, en azından birbirini takip eden günceler yok elimde. En uzun burası var ama itiraf etmek gerekirse, ne kadar samimi olsam da burası buz dağının görünen kısmı. Her duygu paylaşılabilir mi ya da paylaşılmalı mı? Bu soruya çok net hayır diyorum. Mahremiyet bence önemli.

Değişime gelince eskiden ne kadar rahat bir insanmışım diyorum, uzunca iç çekip. On gün sonraki ödemeden tutun da, Bilge' nin üç yıl sonra gireceği aptal sınava, apartmanın bitmeyen matolamasından annemin dizi nasıl olacağa kadar her şeye takılıp kalabiliyorum. Kalabalık ve kapalı ortamlarda nefes alamıyorum, asansöre zorunlu olmadıkça binmiyorum. Kuaförde saçımı boyatıyorum koşa koşa eve gelip kendim yıkıyorum, bir sürü sesin birbirine karıştığı ortamlardan çok rahatsız oluyorum...Bir ara çok tırstım panik atak ya da ankisiyete  bozukluğu falan mı diye. Beni rahatlatan şeyler bulmaya çalışıyorum, kitap okumak en büyük sığınağım . Bazen nasıl bu kadar çok okuyabiliyorsun diye soruyorlar, gerçekten seviyorum ve sevdiğiniz şeyleri yaparken azı olmaz bence. Sabahları spor salonunda geçirdiğim tamamen kendime ayırdığım iki saat benim için muazzam. Resim yapıyorum ama resim yapmak özünde kaygılı bir iş zaten:)) film izliyorum, hayatı belli bir düzende yaşamaya çalışıyorum. Bilge' yle ilgileniyorum, onu sıkmadan, boğmadan... zamanın hızla geçtiğini fark ediyorum, insanlardan uzak durmaya çalışıyorum, gündemi takip etmiyorum, bedenimi dinlememeye çalışıyorum. Bir şeyler üretmek bu aralar  sadece yorucu görünüyor gözüme. Aslında ben mutlu bir insanım, insanlar "hayat sana güzel "diyorlar, evet ben güzelleştirdikçe hayat bana güzel. Bu hayatın içinde hüzün de var, mutsuzlukta, umutta var, sevgide. Hayatta böyle bir harman bana kalırsa.

Aslında başka şeyler yazacaktım, mesela ofisin önü binanın otoparkı. Otopark dediğim beş araba ıkın sıkın anca sığan bir otopark(büyük şehirde lüks bile sayılır, millet kıç kadar yola park ediyor). Neyse yukarıda Eskişehirli bir bey var tahminimce emekli.Hiç işe gidiyormuş hali yok. Geçen kış arabası bozulunca, bizimkiler servis numarası falan vermişler, memlekete her gidiş gelişinde kocaman bir ekmek getirir. Benim masadan kafamı kaldırıp bakınca gözüme hep onun arabası ilişiyor. Önceki hafta baktım eşiyle arabaya örtü örtüyorlar. Amerikan bezinde güneşlik gibi bir şey. Antalya' da sık görürüm. Derken aradan iki gün geçti adamın eşi bir hışımla kapıya geldi "örtüm nerede" Efes çıldırdı nasıl havlıyor kadına, neyse Bilge Efes'i aldı arkaya götürdü. Kadına döndüm tekrar"arabanın örtüsü yok "dedi.Tam ağzımı açacağım "bana ne senin örtünden diye"Adamla göz göze geldik, bana sanki mahçup bakmış gibi geldi, bir de memleketten gelen ekmeklerin hatırı var. "aaa evet yok " salakça "sabah görmüştüm ama" dedim.  Kadın "ellerimle dikmiştim, o kadar bağlamıştım...kim alır ki..inşallah ihtiyacı olan birisi almıştır" diyerek gitti. "ihtiyacı olan birisi mi" diye düşündüm???? tövbe...tövbe...Akşamına yeni bir örtüyle geçtiler arabanın başına. Kadın örtüyü bildiğin modifiye etmiş. Jantlara bağlanacak ipler, camlara köşelerden iğnelikler Allah sizi inandırsın arabadan soğudum, bu duruma maruz kalan insan evladı  her yere yürüyerek gider. Bir kç gün akşam üstleri hava bulutluydu adamcağız o örtüyü tak çıkar ömründen ömür öğüttü bence. Bu arada bende örtüyü göremeyince bir panik, çocuklar havayı ,işaret ediyorlar:)) Peki bu elim olaydan ne anladım; emekli adamı büyük şehirde bırakmayacaksın, yazık günah yahu. Yapacak bir şeyleri olmalı insanın...


Farkındayım yazı uzayıp belirsiz bir yöne doğru gitmeye başladı. Buraya kadar sabırla okuyan arkadaşların gözlerinden öperim, okumayanları da öpmem ne yapayım:)) kendinize çok iyi bakın...

9.08.2017

Öyle işte...




Hayatım boyunca ne zaman zayıftım diye düşündüğümde, ergenlik dönemimden önce yaklaşık ilk on yaşım boyunca annemle "ye " kavgası yaptık. Sonrasındaki on sene büyümekle geçti zayıf değildim, kemiklerim iriydi ve hatta balık etliydim, sonraki on sene de çocuk doğurdum ve bunun arkasına sığındım ve son on yılımda çocuğum neredeyse boyuma ulaştı ben doğuma girmeden önceki kilodaydım ve annem artık "yeme" diyordu:)) Annemin ki aslında en masumuydu, bir insana saldırmanın ya da onu incitmenin en kolay yolu bence kilosuyla ilgili eleştiride bulunmak. Bir sürü diyet denedim, spora başladım, bıraktım. Yedim pişman oldum, yine yedim. Alışveriş yapmak kabus gibi olmaya başladı, birileriyle bir araya gelmek daha büyük kabus. Tabi yaşım ilerlediği için gerçekten kilo vermem zorlaştı. Efes'in gelmesiyle bütün gün masa başı hareketsiz hayatım biraz hareketlendi. Sonrasında uzun yıllardan sonra bu ramazanda yirmi gün kadar oruç tuttum. İnanın nefsime hakim olabildiğim için o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Tatil dönüşü spor salonuna tekrar kaydoldum. Haftada beş gün düzenli gidiyorum. Telefonumu ofiste bırakıyorum. Kulağımda çalma listem her sabah iki saati kendime ayırıyorum. Normalde ilk ay hep sıkılaşır kilo veremezdim. Yolun başındayım ama yavaş yavaş da olsa kilo vermeye başladım. Beslenme düzenimi de tamamen değiştirdim. Çok araştırıyorum, çok okuyorum. Bana zarar verecek hiçbir şeyi bünyeme sokmamaya çabalıyorum. Her şey bir yana iyi hissediyorum. Vücudumun her bir yanı ağrıyor ama iyi hissediyorum, üç ana, iki ara öğün yiyorum, erken yatıp erken kalkıyorum. Bir tek öğleden sonra kitap okurken uyuya kalıyorum 15-20 dakika kadar:))

30 Haziranda başladım 82 kg. dım şu an 76,5 yim, dediğim gibi yavaş yavaş ama geri gelmeyecek kilolar vermek istiyorum. İlk başladığımda yağ oranım %38 çıkmıştı bu çok yüksek bir rakam. Ayın 16 sında ölçümlerim yapılacak, sürece bakacağım.

Bilge tatilden sıkılmaya başladı, "okul açılsa artık" diyor. Efes dükkanı iyice sahiplendi kapımızın önünden kuş uçurtmuyor adı "deli köpeğe" çıktı. Güzel kitaplar okuyorum bu yılki hedefim 120 kitaptı 82 sini okudum, sanırım hedefimi yakalayacağım.

Öyle işte, kendinize çok ama çok iyi bakın...